Külliyet

Share on facebook
Facebook - Haberi Paylaş
Share on twitter
Twitter - Haberi Paylaş
Share on whatsapp
WhatsApp - Haberi Paylaş
Share on print
Haberi Yazdır

Yeni ekonomi modelinde hedef yerli üretimi korumak

TCMB'nin 18 Kasım'daki ekonomik görünüm raporunu yazan Şefik Çalışkan, modelini "Parasının Değerini Düşük Tutan Ülkelere Karşı Yerli Üretimi ve İstihdamı Koruma Modeli" olarak isimlendirdiğini söyledi

Siyasiler ve ekonomistler arasında son günlerde elden ele dolaşan ve yoğun şekilde tartışılan. “TCMB 18.11.2021 Toplantısı Sonrası Ekonomik Görünüm” başlıklı raporun sahibi Şefik Çalışkan yeni ekonomi modelini anlattı. Dünya’da Mehmet Kaya’nın haberinde raporun detaylarını paylaşan Çalışkan, ekonomik gelişmeleri düzenli olarak takip edip periyodik raporlar hazırlayıp iş, yönetim ve siyaset dünyasındaki her görüşten insanla yıllardır paylaştığını, raporun doğru zeminde tartışılmadığını, çözüm sunulmadan sadece kategorik itirazlara konu olduğunu belirtti. Çalışkan, önerdiği modele çeşitli adlar takıldığını ancak kendisinin “Parasının Değerini Düşük Tutan Ülkelere Karşı Yerli Üretimi ve İstihdamı Koruma Modeli” olarak isimlendirdiğini, benzer politika önerisinin Oktay Yenal, Kemal Kurdaş ve Ege Cansen’in de önerdiğini söyledi.

Şefik Çalışkan, geçmişte şirketlerde profesyonel olarak çalışsa da halen bağımsız çalışan bir kişi. Çalışkan kendisini, “Asıl işim şirket doktorluğu. Bankacılıkta birçok kademe ve özel sektörde üst düzey yöneticilik tecrübelerim var. Ancak yıllardır yaptığım iş, hasta olan şirketleri iyileştirmek. En çok imalat alanındaki şirketlerle ilgileniyorum” sözleriyle tanıttı.

Raporunda sunduğu görüşlerin, banka müfettişliği ve şirket doktorluğu döneminde, sahada gördüğü gerçek sorunlardan ortaya çıktığının altını çizen Şefik Çalışkan, ilk başta şirketlerin kötü yönetildiğini düşündüğünü ancak çok sayıda şirketi incelediğinde hepsinin ortak bir makroekonomik sorundan etkilendiği sonucuna vardığını kaydederek “Bizim imalatçı firmalarımız yıllardır parasının değerini düşük tutan ülkelerden yapılan ithal ürünlerle rekabet edemeyip batıp gitmekte. Haydi birkaç firma kötü yönetim yüzünden batsın ama gördüğüm onlarca ve hatta yüzlerce firma sadece bu nedenden dolayı battı” dedi.

Şefik Çalışkan, tespit ettiği yıkıcı makroekonomik mekanizmanın yeni olmadığını, Türkiye’nin Sovyet tehdidi altında, Batı dünyasına entegre olmasıyla savaşla yıkılan Avrupa’nın sorunlarını çözmede kaynak ülke olarak yönlendirildiğini; önce gıda tedarikçisi, sonrasında madencilik-hammadde kaynağı, insan gücü kaynağı ve nihayet sıcak para ile finansal olarak bağımlı, ürünler için de ticari pazar haline getirildiğini ileri sürdü. Bütün bu süreç boyunca, zirai ya da hammadde üretim teknolojisi ve nihayetinde makine vb. katma değerli ürün üretiminin engellendiğini söyleyen Çalışkan, “Her ne hikmetse ülkemizdeki tüm ağır sanayi tesisleri de düşman bilinen Sovyetler tarafından kurulmuştur” dedi.

“Rapor gündeme oturduğundan beri herkes bu işin nasıl olmayacağını anlatıyor. İyi ya, o sorunlar, politika uygulamamak için mazeret olmamalı, tam tersi yol işareti olmalı” diyen Şefik Çalışkan, stratejinin değişmesiyle ortaya çıkacak kısa vadeli sorunların farkında olduğunun altını çizdi.

Değiştirilen modelin ilk başta kurları artıracağını, enfl asyonun da yükseleceğini belirten Şefik Çalışkan, bununla mücadele için mevcut yaklaşımın bütçe açığının düşürülmesi olduğunu ancak Türkiye’nin bütçesindeki ana sorunun açık seviyesi değil, bütçe gelirlerinin niteliğinden kaynaklandığını vurguladı. Çalışkan, “Stratejik hedef, istihdamı artırmak ve enfl asyonu kalıcı şekilde düşürmektir. Taktik hedef, bütçe ve dış borç için 200 milyar TL’lik faizi ödemek ve bunun kadar da döviz likitidesi üretmektir. Bütçe, zaten faizlerin yüzde 50-60’ını ödeyecek şekilde faiz dışı fazla vermektedir. Talep yönlü enfl asyona kesin ve kısa zamanda darbeyi vurmak için faiz dışı fazlanın artırılması gerekir. Bunun için bütçe gelirleri artırılırken giderlerin de kısılması stratejiye uygun bir taktik hamle olacaktır. Maliyet yönlü enfl asyonu kesin ve kısa sürede bitirmek için de cari fazla verilmesi gerekir.

Ekonomideki dolarizasyonun zarar verici düzeyde olduğunu belirten Şefik Çalışkan, bunun telafisi için dövize dönen mevduatın ihracatı destekleme araçlarında kullanılması, ihracatçı firmalar üzerinden nakit yaratılması, swap vb. uygulamalarla iç piyasada kullanılmaması gerektiğini savundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bu strateji değişikliğini gerçekleştirebilir iradede gördüğünü ve ekonomimize giydirilen bu deli gömleğini çıkaracağını inandığını söyleyen Şefik Çalışkan, mevcut şartlar altında en zayıf noktanın başta iş insanları olmak üzere toplumun bu değişikliğe inanması olduğunu kaydetti. Çalışkan, Türkiye’deki tüm siyasi partilerin er geç bu politikayı zorunlu olarak uygulamak ve savunmak zorunda kalacağını; hızlı politika değişimleriyle yapılacak müdahalelerin Haziran 2022’ye kadar olumlu sonuçlarının görüleceğini savundu.

Şefik Çalışkan, temel strateji değişikliğinin yüksek faiz, değerli TL ile “sıcak para” finansmanına son verilmesi olduğunu; böylece değerli TL’nin yarattığı ithalat baskısı ve turizmdeki gelirlerin düşüklüğüne bağlı olarak cari işlemler açığının azaltılması, hatta önlenmesi olduğunu vurguladı. Bunun yerli imalat sanayiini geliştireceğini, istihdamda artışı sağlayacağını ve TL’nin seviyesinin ihracatı destekleyeceğini söyleyen Çalışkan, bu modelin yıllardır başta Japonya, son 30 yılda da Çin olmak üzere çok sayıda ülke tarafından kullanıldığını söyledi.

Çalışkan, bu modele geçiş için Türkiye’nin yeterli deneyimi olduğunu, yeterli iç tasarruf imkanlarının bulunduğunu vurgularken, “Düşük faizle doların değerlenecek olması, sıcak parayı ülkemizden uzak tutacak ve o ülke pazarlarında rekabet şansımızı artıracaktır. Telaşa kapılacak hiçbir durum olmadığı gibi yıldızımızın parlayacağı çok güzel gelişmeler var. Telaşa kapılanlar, eski alışkanlıklarından dolayı bakış açısının yanlış olduğunun farkında değiller. Vatandaşımız korkmasın. Sadece düşük kur yüksek Faiz ile felç olmuş ekonomimiz, 19 yılda yapılan yatırımlarla artık titreyerek kendine gelmektedir” diye konuştu.

Türkiye’nin mevcut imalat sanayii yatırımlarının ihracattaki artışı kalıcı hale getirme için yeterli olduğunu savunan Şefik Çalışkan, bunun istikrarlı bir istihdam ve şirketler için düzenli bir gelir yaratacağı görüşünü belirtti. IMF programlarında olduğu gibi bu defa sıcak paracıların değil yabancı para tutan vatandaşlarımızın servetlerinin kur artışı ile enfl asyon arasındaki fark kadar yüksek olacağını anlatan Çalışkan, bu artışın tüketim malı ithalatına gidişi ÖTV ile engellenerek iç tüketime yönlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Merkez Bankası politikası olarak yine kısa vadede ihracatı desteklemek için reeskont kredisi ve esnafın ve halkın rahatlaması için de kredi kartlarının kullanılarak iç varlıklara dayalı para yaratmayı öneren Çalışkan, sıcak para ve hazine kağıtları karşılığı TL yaratmanın son bulması ve yüksek maliyetli bu TL yaratmanın bankaların da aracılığıyla piyasaya daha fazla faizle ulaştığını hatırlatarak, ihracata dayalı üretim ile gerçek iç tüketime bağlı evraklara dayanan iç varlıklarla para yaratmanın üretim ve istihdamı artıracağını söyledi.