Share on facebook
Facebook - Haberi Paylaş
Share on twitter
Twitter - Haberi Paylaş
Share on whatsapp
WhatsApp - Haberi Paylaş
Share on print
Haberi Yazdır

Rüyasında, Mevlana’nın gel çağrısına uyan şahıs Konya’ya yerleşti

Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te dünyaya gelen Hint asıllı Saraswati, rüyasında gördüğü Mevlana'nın ‘gel’ çağrısına uyarak iki yıl önce Konya'ya yerleşti.

Doğup büyüdüğü Arjantin’den Konya’ya yerleşen 56 yaşındaki Swamini Samvidananda Saraswati, ülkesinde profesyonel müzik ve spiritüel eğitim üzerine çalıştığını söyledi.
Ömrünü bir keşiş olarak manastır ve mağaralarda geçirdiğini ifade eden Saraswati, öğrencilerine felsefe ve kutsal metinler üzerine eğitim verdiğini anlattı.

Mevlana’nın türbesine her geldiğinde farklı ve tarifi imkansız duyguları yaşadığına işaret eden Saraswati, şöyle konuştu:

“Her şeyden önce bu türbe, pirin yaşadığı türbedir. 13. yüzyılda yaşadığı zamandaki gibi onun bereketi burada çok fazla. Hazreti Mevlana, bana bir rüya ile geldi. Ondan sonra tüm hayatım değişti. Derhal çağrısına ‘evet’ dedim, ona teslim oldum. Adanmışlığım ve aşkım spontane gelişti. Hazreti Pir’in varlığı hayatımda büyük bir etki yaptı.”

Saraswati, Mevlana’nın tüm eserlerini titizlikle okuduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“Hazreti Pir’e geldiğim dönemde başladım okumaya. İlk olarak şiirlerinin yer aldığı Divan-ı Kebir’i okudum. Özellikle bazı dizelerin üzerimde yarattığı etki çok derindi. Öyle ki; günlerce farklı bir ruh halinde oluyordum. Bir söz, bir cümle, bir düşünce, bana ne yaptığını bilmiyorum. Başkaları için konuşamam ama benim için yaptığı bir lazer etkisiydi. İçime girip ruhumun en derin yerlerini arındırdı. Onun ışığında, bilgeliğinde ve şefkatinde, bu sözlerle, bu sözlerin bilgece manalarıyla kalbimin, ruhumun dönüşümü ve açılması hayatımı değiştirdi.”

Mevlana’ya yakın olmak için Konya’ya yerleştiğine, hayatının son anına kadar burada yaşayacağına işaret eden Saraswati, şunları kaydetti:

“Mevlevi anlayışını yaşam tarzı olarak kalpten yaşadığınızda, zaman kavramının sınırlayıcılığı kronolojik olarak varlığını yitiriyor. Öyle bir an geliyor ki; fiziksel zaman kavramı, anlamını ve önemini yitiriyor. Anlamsız hale geliyor. Gelecek hakkında genel olarak insanların düşündüğü gibi düşünmüyorsunuz. Çünkü ‘an’da olmanın önemi, ‘şimdi’de tüm varlığınızla, kalbinizle gittikçe daha fazla parlatılmış bir şekilde. Açıkçası zaman diye bir şey yok. Zihnin yarattığı bir şey bu. Bizim için önemli olan ‘an’ı keşfetmek ve fark etmek. ‘Şimdi’de varlık var, hayat akıyor. Burada ne geçmiş ne de gelecek var. Gelecek spekülasyondur. Öyleyse bize kalan şimdidir. Eğer siz çok fazla geçmişin hatıralarında ve gelecek planlarında olursanız hayatı kaçırırsınız. Şimdiyi kaçırırsınız. Mevlana, ‘Bizler anın çocuğuyuz ki o anda yaşamalı, parlamalı, büyümeliyiz’ sözüyle ‘Kalpte yer bulan aşkı yaymalıyız’ diyor.”