Elâzığ-Doğunun incisi

Bu haber 19 Mayıs 2020 - 7:16 'de eklendi ve 4 views kez görüntülendi.

Elâzığ-Doğunun incisi

Doğunun incisi, mücevheri, bir tarih, kültür ve medeniyetler kaynağı, yemeğinden el sanatlarına, kendine has kıyafetleri ile meşhur, erenler diyarı, gakkoşların şehri Elaziz… Aziz şehir.

SAİT EKEN

Peygamber efendimizden günümüze kadar bütün Müslümanları kucaklayan, ilimleri ile amel eden, hayatları ile insanlara örnek olmuş İslam âlimleri ve evliyalar bu coğrafyada yaşamış feyz ve bereket kaynağı olmuşlardır. Sizlere bu topraklarda yaşamış büyük âlim ve evliyalardan  birkaçından bahsederek ruhlarından istifade etmeye çalışalım inşallah…

Ali Septi hazretleri aslen Diyarbakırlı olup seyyiddir. Kabri Elâzığ-Palu ilçesinde. Murat Suyu kenarında bir tepe üzerindedir. Hanımı ve çocukları da aynı türbede medfundur. Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin kardeşi Muhammed Sahib’in sohbetlerinde kemâle geldi. Bu büyüklerin hizmetinde bulunup sevgi ve takdirlerini kazandı. Muhammed Sahib’in hazırladığı icâzetnâmesini Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî hazretleri tasdîk etti.

Ali Septî hazretleri, namaz için titrer, fırsat buldukça kaza namazı kılmayı söyler “Namazlarınızı terk etmeyiniz, aksi hâlde iyiliği terk edersiniz” buyururdu.

Mahmud Samini hazretleri onun en üstün talebelerinden ve halifelerindendir.

OSMAN BEDREDDİN HAZRETLERİ

Harput’ta yetişen meşhur velîlerden. 1858 (H.1274)’de Erzurum’da doğdu. Kars’ta üçüncü tabur imâmlığı yapması sebebiyle “İmâm Efendi” lakabıyla tanındı. Asıl ismi, Osman Bedreddin’dir.

Babası Seyyid Selman Sükûtî’nin eğitim ve terbiyesi altında yetişti. Dokuz yaşında Kur’ân-ı kerimi ezberlemekle şereflendi. Sonra Erzurum medreselerinde; sarf, nahiv dersleri alarak Arabî öğrenmeye başladı. Kısa zamanda akranı arasında seçkin ve sevilen bir talebe oldu. Arabî’de âlet ilimlerini öğrendikten sonra; tefsîr, hadîs ve fıkıh gibi ilimlerde temel metinleri okudu.

Osman Bedreddin hazretleri, imamlık yaptığı sırada Erzurum 8 Kasım 1877’de, Rusların hücûmuna uğradı. Azîziye tabyalarının düşmesi üzerine Erzurum halkı yediden yetmişe silahlanıp, düşmana karşı kahramanca bir müdafaa yapma hazırlığı içindeydi. Tanyeri ağarırken, İmam Efendi Ayaz Paşa Câmii şerîfi minâresinden sabah ezanı okumaya başladı. Öyle okuyordu ki, Erzurum’un dağı-taşı, deresi, tepesi, yamaçları, ağaçları sanki dile gelmiş, ezanı tekrar ediyordu. Ses dalga dalga yayılıp, ufukları aşıyordu. Bu ezan halka bambaşka bir şevk ve cesaret vermişti. Erzurum halkı büyük bir heyecan ve cesaretle Allah Allah nidalarıyla, Azîziye tabyalarını işgal etmiş olan Moskofların üzerine hücum etmiş ve işgalden kurtarmıştır…

İmamlık vazîfesinde iken evliyânın büyüklerinden Seyyid Tâhâ-yı Hakkârî hazretlerinin oğlu ve halîfesi Seyyid Ubeydullah, Şeyh Muhammed Kufrevi ve Gümüşhâneli Ahmed Ziyâeddîn ve Erzincanlı Terzi Baba lakabıyla meşhûr Şeyh Hayyât’ın talebelerinden Hacı Fehmi efendiler ile sohbet edip feyz aldı.

1882’de vazîfeli olduğu tabur Palu’ya taşındı. Burada asıl hocasına kavuştu. Bu mübârek zât Mahmûd Sâminî  hazretleri idi. Tasavuftaki büyük derecelere ve makamlara bu büyük zatın himmet ve bereketiyle kavuşup büyük âlimlerin arasında yer aldı.

İmam Efendi 1909 senesinde emekliye ayrılıp Harput’a yerleşti. Bundan sonra tamamen ilimle meşgul oldu. Derslerinde ve sohbetlerinde bulunan pek çok zatı tasavvufta yetiştirdi.  İlme, mârifete ve feyze susamış iki yüz bine yakın kimse onun feyz pınarından kana kana içti. Rüşd, hidâyet ve mârifete kavuştu.

1922 (H.1340) senesinde Harput’ta vefat etti. Vefatından birkaç gün evvel vasiyetini yazdı. Vefat ettiğinde, halk arasında çok sevildiğinden, cenazesinde büyük bir kalabalık toplandı. Harput’ta Meteris Kabristanı’na defnedildi. Bilahare kabri üzerine türbe yapıldı. Kabri şerifi her gün birçok kişi tarafından ziyaret edilip bereketlenilmektedir.

MAHMÛD SÂMİNÎ HAZRETLERİ

Harput’un büyük velîlerinden. Elâzığ’ın Palu ilçesine bağlı Hun köyünde doğdu. Seyyiddir. Doğum tarihi belli değildir. İlk tahsilini doğduğu yerde yaptı. Sonra Ali Septî hazretlerinin sohbetlerinde kemale geldi. On üç sene talebelik yapan Mahmûd Sâminî, tasavvuf yolunda yüksek derecelere kavuştu.

Mahmûd Sâminî hocasının vefâtından sonra yerine geçerek talebe yetiştirmeye ve insanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmeye başladı. En büyük ve meşhur talebesi İmam Efendi olarak bilinen Osman Bedreddin hazretleridir.

Hayatı boyunca ilim ehli talebeler yetiştiren Mahmûd Sâminî, en büyük eserin hayırlı evlad ve imanlı bir talebe yetiştirmek olduğunu söylerdi. Mahmûd Sâminî hazretleri Palu’da 1895 (H.1313) tarihinde vefat etti. Murad Nehri kıyısında, hocası Ali Septî’nin kabrinin beş-altı yüz metre aşağısına defnedildi.

Talebesi ve halîfesi Osman Bedreddîn Efendi hazretleri der ki: Biz on sekiz sene yüksek huzûrlarına gittik geldik. Kendine bir büyüklük isnad ettiklerini kat’iyyen görmedik. Hiç kimseden de işitmedik. Kendini şeyh saymadı. Buna rağmen pek heybetli ve azametli görünürdü. Çok kere buyururdu ki: Dünyânın ne kadar harab olduğunu benden anlayın. Bir zaman Şeyh Ali Efendi (Sebtî hazretleri) gibi bir zât-ı muhterem bu halkı Hak teâlâ hazretlerine davet ve irşad buyururlardı. Şimdi ise bu halka söz söylüyoruz. Heyhât!

SEYYİD AHMET ÇAPAKÇURÎ

Bingöl’ün Kür köyünde 1830 (H. 1246) senesinde doğdu. Halk arasında Çapakçurlu Efendi olarak meşhur oldu. Çocukluğunda çobanlık yapıyordu. İlim öğrenmeye hevesli olmasına rağmen, bir medreseye gidemediğine çok üzülürdü. Bir gün dağda koyunları otlatırken tanımadığı bir zât ile karşılaştı. Biraz konuştuktan sonra Ahmed Çapakçurî derdini açtı. İlim öğrenmeye hevesli olduğunu, fakat mektebe gidemediğini söyledikten sonra gözleri yaşlı bir hâlde “Efendim, 12 yaşındayım. Sadece Fatiha sûresini biliyorum” dedi. O zat kendisini teselli edip “Allahü teâlâ seni ilim erbâbı eylesin. Sana faydalı ilim nasip eylesin.” diye duada bulundu. Bu dua bereketiyle bütün sıkıntılarını unutan Ahmed Çapakçurî eve sevinç içinde döndü. Henüz bir şey söylemeden babası onu alıp Palu’da meşhur âlim Ali Septî hazretlerine götürdü ve okutup terbiye etmesi için teslim etti.

Ali Septî hazretlerinin derslerine devam eden Ahmed Çapakçurî kısa zamanda manevi derecelere kavuştu. Hocasının vefatından sonra Palu’dan ayrılarak Harput’a yerleşti.  Allahü tealanın emir ve yasaklarını bildirmek için çalıştı. Birçok talebe yetiştirdi.

Ahmed Çapakçurî hazretleri 1921 (H.1340) senesinde 94 yaşında iken bir cuma gecesi vefât etti. Vasiyeti üzerine Harput’ta Ulucâmi’nin avlusuna defnedildi. Vefatından bir sene sonra, kabri yapılması için açıldığında, dışarıya misk gibi bir koku yayıldı. Naaşının henüz yeni gömülmüş gibi sapasağlam olduğu görüldü. Kabri şerifleri türbesiz olup, yeşile boyalı demirlerle çevrilidir…

19.05.2020 – 06:20

www.turkiyegazetesi.com.tr

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.